YouTube Preview Image
 21.03.2012

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri

Esenyurt’ta bir çadırda yanarak ölen Sevdin Özen bu dünyadan karısına,  geleceği meçhul 7 çocuk bırakarak ayrıldı… Çünkü yoksullar ne kadar çok çocukları olursa o kadar güçlü olacaklarına inandırılıyorlar. Kuşkusuz çok çocuk güç sağlıyor. Ama inşaat çadırında kalarak, ailesine bakmaya çalışan Sevdin Özen’in dul karısına değil,  kalabalığı daha kolay kontrol eden siyasetçiye güç sağlıyor.

Çocuk: yeryüzünün maliyeti en pahalı servetidir. Kadına çok çocuk tavsiye ettiğinizde,   onlara nasıl bakılacağını, geleceklerinin nasıl güvence altına alınacağını, hakkı olan refahtan: yolsuzluğa, dilenciliğe, suça bulaşmadan nasıl pay alacaklarını da sunmak zorundasınız.  Sunmuyorsanız, çok çocuk, perişan çocukları için acı çeken, daha perişan kadınlar topluluğu yaratır.

Ülkemizde orta gelirli bir aile, çocuğuna, doğumundan üniversite mezuniyetine kadar geçen sürede, borçlanarak 300 bin lira harcıyor. Sevdin Özen’in karısı, babasız kalan yedi çocuğunu yetiştirmek için,  hayatı boyunca 2 milyon 100 bin lira bulmak zorunda.. .

Kadınların üstüne bu kadar yük bindirmek hakkımız olamaz. Bırakalım kadınlarımız kendi yüklerini kendileri hesaplasın.. Bu düzenlemeler devletin meşru işlevlerinin ötesine geçmek ve çocukların insan haklarını suiistimal etmek anlamına geliyor.

Çocuk yoksulluğu, diğer yoksulluklara benzemez. Doğrudan geleceğimizi tehdit eder. Yoksulluğun pençeleri, bir aileye uzandığında, bundan en çok zarar görenler; ailenin küçük üyeleridir. Yaşama, gelişme ve büyüme hakları riske atılmıştır.

Yoksul çocuklar öfkeli yetişkinlere dönüşürler. Öfkeli yetişkinlerin, hayattaki karşılığı pek iç açıcı değil. Toplumsal öfke kontrolünü kaybettiğinde, dün yaşadığımız Sivas felaketini yarın da yaşarız.

Ben dindar nesil çağrılarını 80 li yıllarda ki çocukluğumdan hatırlıyorum. Darbe de ,maneviyatı yüksek kuşaklar yetiştirmeyi ideal almıştı.  Toplum bir takım vatandaşların makbul, diğerlerinin mundar olduğu şeklinde ürpertici bir uçurumla bölünmemiş miydi? Eğitim sistemindeki ekseni inanç sistemine göre düzenlediğimizde, neler olup bittiğini geçmişte pek çok kez görmedik mi?

Parçalanmış bir toplumu onarmak için, politikalar  üretmek yerine dindarlarla mundarları daha çocukluktan derin bir uçurumla ayırdığınızda,  6-7 Eylüllerin,  Malatya katliamının , Madımak yangınının alevleriyle , kalpleriniz buz tutar..

Taraftarlık uğruna adaletten bile vazgeçersiniz. Gözlerimizin önünde yakılarak öldürülenlere layık görülen adalete bakalım. Bakalım ve yiğitçe konuşalım. Ben, ülkemde adaletin sadece hak ettiği için kazanacağını düşünecek kadar romantik değilim.

Ama bu davadan elimizde anlatılmaya değer tek bir hikâye kaldı.  Bir kez daha suçlular masumları yakabilecekleri özgürlüğü ile ödüllendirildiler.  Masumlar derinden bir huzursuzlukla kırıldılar. Bu huzursuzluğu umursamazsanız , keser döner sap döner;. Gün gelir hesap döner. Kuşaklarımıza bizden derin bir pişmanlık miras kalır.

Böyle yaparsanız çocukluğumu ve gençliğimi darbeciler kadar size de helal etmem..

Bizim sakin ve huzurlu bir toplum inşa etmeye ihtiyacımız var. “Ayna ayna söyle bana, benden büyük kalmadı”  egomuzdan vazgeçip, aklımızı toplayalım, kalbimiz bir daha yanmasın.

Çocuklarımızın geleceği fani iktidarlara bırakılmayacak kadar değerlidir. Görevimiz ayrıştırıcı dindar kuşaklar değil, vicdan, bilgi ve şahsi sorumluluk ahlakına sahip kuşaklar yetiştirmektir.

Sözü Âşık Veysel’e bırakarak sizleri yasaksız ve huzurlu Nevruzlar dileği ile selamlıyorum:

Söyleyeyim geldi sırası/ Kürdü Türkü ve Çerkez’i

Hep ademin oğlu kızı/ Beraberce şehit gazi/

Kur’an’a bak, İncil’e bak/  Dört kitabın dördü de hak/

Hakir görüp ırk ayırmak/ Hakikatte yüz karası”