Bütün hayatı savaş bölgelerinde insanların yaralarını sararak geçti. Mayın temizleme çalışmalarına katıldı. Daha yakınlarda ‘dünyanın en başarılı genci’ seçildi. CHP’nin çiçeği burnunda vekili Şafak Pavey, kimseye seyislik etmeyeceğini söylüyor. Bir de savaşla ilgili hiçbir oylamaya katılmayacağını..

DİNÇ ÇOBAN

CHP Milletvekili Şafak Pavey, Junior Chamber International (JCI- Genç Liderler ve Girişimciler Derneği) tarafından dünyanın en başarılı on genci arasına alınarak ödüllendirilince konuşmak için harekete geçtim. Sabah ilk uçakla Ankara’ya gittim. Şafak Pavey’le Meclis’teki odasında bir araya geldik.  Aynı gün Meclis Anayasa Komisyonu da toplanmış, kadın vekillerin etek giyme zorunluluğu kaldırılmış, İçtüzük’teki ‘bayan’ ifadesi de kadın olarak değiştirilmişti. Durum böyle olunca Pavey’in ‘ulaşılabilir’ odası dolup taşıyordu. İşte o kısıtlı süre içinde Pavey’le konuşulmayanı konuşmak üzere yaptığımız söyleşiden yerimiz elverdiğince aklımızda kalanlar:

– Anayasa Komisyonu’nun kararıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Bir protez bacağın nelere vesile olabileceğini gördük. Gecikmiş bir düzenleme diye düşünüyorum ve buna vesile olduğum için mutluyum. Sonuçta her partiden kadın milletvekillerinin uzun zamandır istediği bir düzenleme bu.

– Bu değişikliğin genel bir faydası olur mu sizce?
Meclis İç Tüzüğü’ndeki bu değişme Türkiye genelinde kadına nasıl yansıyacak, bilmiyorum. Öyle bir öngörüm yok. Çünkü son   7-8 senedir kadına karşı şiddet inanılmaz bir artış gösterdi. Kadın hakları ve kadının istihdamı konusundaysa inanılmaz bir düşüş görüldü. Dolayısıyla burada İç Tüzük’te gösterilen samimiyetin her alanda gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Umarım sembolik olarak vesile olur. Kadın Bakanlığı, Aile ve Sosyal İşler Bakanlığı olarak değiştirildi. Yani kadın bakanlığının olmadığı bir yerdeyiz. Dolayısıyla bu bütün işlere yansır mı, bunun garantisi bende değil. Bunun garantisi, ancak iktidarın samimiyetinde olabilir.

– Bu değişiklik ‘Meclis’e türbanın girmesinin önünü açar’ diyenler de var. Böyle şüpheniz oldu mu?
Şüpheler ve korkularla yola çıkan biri değilim. Ayrıca bu anlamdaki hislerimi de çok net anlattım. Protez bacağım üzerinden konuşma yapılmasından ötürü şoke oldum.

İNSANLARA SÜREKLİ KRİZ YAŞATMAMAK GEREK
– Kızdınız mı?
Kızmak değil şoke oldum. Ben daha önceki işyerlerimde hem pantolonumu, hem eteğimi giyen biriyim. Birleşmiş Milletler’de çalıştığım dönemde yüksek devlet müzakerelerinde bulunurken de, saha çalışmalarımda da eteğimi de pantolonumu da rahatlıkla giymiş insanım. Artık kılık ve kıyafetten dolayı duyulan korkuların aşılması gerektiğini düşünüyorum. Herhalde dünyada kılık, kıyafetin bu kadar hassas olduğu tek parlamentoyuz. Mesela tekerlekli sandalyeyle rahatça her tarafına gidilemeyen bir Meclis’teyiz. Meclis’te ilk günümde yaşadıklarımın  haber olacağını düşünürken, o haber olmadı etek-pantolon konusu çıktı.

– Kıyafet konusunda bildiğinizi yaptınız sosyal mesajlı t-shirtlerle…
Özgürlükçüyüm ben. BM gibi bir yerde çalıştım, orada da zaman zaman bürokratik sıkıntılar olabilir ama etnik kıyafet de resmi kıyafet kabul edilir. Mesela, Angola’dan gelen bir kadın istediği gibi etnik bir kıyafetle resmi görüşmeler yapabilir. Neden olmasın? İlla tanımlamak mı gerekiyor kıyafetlerimizi?

– Türbanla da gelinmeli mi?
Bunu bilemem, bu benim sorunum değil. Yıllardır bunu sorun yapmış,  aynı zamanda kadınların durumunun inanılmaz derecede ayaklar altına düştüğü ve giderek kötüleştiği bir yerdeyiz. Pantolon, etek, başörtüsü gibi semboller üstünden değil, ana konular üzerinden konuşmamız gerek. Kadınların öldürülmesi, tacize uğraması ve tecavüz olaylarının medyada doğal karşılandığı bir ülkede artık böyle küçük değişiklikleri konuşmamız ayıp.

– Ama sıkıntı sizin partiniz ve taban tarafından dillendirildi.
Bu önergeyi de ben vermedim. Eteğimden dolayı bacağımdan gocunduğumu söyleyip bir önerge vermedim. Bir uğraş içinde olmadım.

– Kimilerine göre bu bir ‘Tuzak’. Sizce de böyle olabilir’ mi?
Ben komplo teorilerini düşünmüyorum. Bu korkularımızla nereye kadar yaşayacağımızı çok merak ediyorum açıkçası. Ben savaş alanlarında korkarım, başka korkulacak çok yer olduğunu düşünüyorum.

– BM’den sonra TBMM’de olmak zor mu. Keşke… dediğiniz oldu mu?
Bize umutsuz olmanın çok yakışacağını düşünmüyorum. Ama çok samimi olarak söyleyebilirim ki; özgürlükler anlamında bu kadar gerilemiş olmamızın vahametini geldikten sonra çok daha fazla gördüm. Durumun bu kadar kötü olduğunu inanın bilmiyordum. O yüzden sorumluluğun çok daha fazla arttığı bir döneme geçtik. Kritik bir dönem bu. Ama insanlara da sürekli kalp krizi geçirterek yaşatmamak lazım, insanların da mutluluğa huzura ve umuda ihtiyacı var.

DOKUNULMAZLIK İÇİN MECLİS’E GİRMEK AYIP
– ‘Durumun bu kadar kötü olduğunu bilmiyorum’ derken özgürlükler için mi kurdunuz bu cümleyi yoksa genel mi?
Özgürlükler, insan hakları hepsi genel olarak. Türkiye’de sosyal alanlara çöp alanlar olarak bakılıyor. İnsan hakları tamamen siyasileştirilmiş iki üç konu üzerinden konuşuluyor. Halbuki öyle değil. Dünya toplumunu oluşturan insanoğlunun varlığı ile ilgili her türlü hak hukuk insan haklarına girer. Faili meçhullerden tutun engelli haklarına kadar gidersiniz. İnsan hakları çok geniş bir alan. Ben maliye ve para konusundan insanın çıkartılıp sosyal politikaların insan hakları anlamında, eşitlik ve özgürlük anlamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Buna basın özgürlüğü de giriyor. Kısaca BM’den geldiğime mutsuz muyum? Değilim ama durumun çok vahim olduğunu düşünüyorum. Buraya idealizm uğruna geldim, çok net cevap istiyorsanız her türlü olanağım düştü, sahip olduğum her olanak düştü. Mesela ben zaten dokunulmazlık hakkına sahiptim. Dokunulmazlık için Meclis’e girilmesinin de ayıp olduğunu düşünüyorum. Bu bir hizmet. Hizmet ve insan sevginiz olmadan ya da çeşitli idealleriniz olmadan burada görev yapamazsınız diye düşünüyorum. Ve bununla ilgili algının çok yanlış olduğunu, yanlış yaratıldığını, kurumsal hiçbir yatırım yapılmadığını düşünülüyor  milletvekilliği algısı üstüne. Sadece iş ve iş bulma kurumu gibi bakılıyor bazen. Halbuki yasa yapma, o yasaların topluma ulaştığından emin olma ve denetlemeden sorumlu bir yerdeyiz. Çok idealist de bir yer.  Pişman mıyım değilim. Hayatımda hiçbir şeyden pişmanlık duymadım. Bunun kendinize ve sağlığınıza yapacağınız en kötü şey olduğunu düşünüyorum.

İmzalarla  alakam yok
– İstanbul’da kongre süreci yaşanıyor ve şu anda imzalar var bu süreçle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Aktif vatandaş olarak belirlediğim sözlerimi verdim insanlara. Verdiğim sözüm şuydu: Hiçbir zaman polemiklere girmeyeceğim. Polemik yapmayan birisi olmaya çalışacağım. Parti ile ilgili duruşlarımda da polemiklerden hoşlanmıyorum. İnsanların başarılarının ödüllendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. İstanbul İl Örgütü çok iyi çalıştı seçimde. Tanıştım hepsiyle. Daha önceden organik bir bağım yoktu partiyle. Dolayısıyla iç dinamiklerini çözebilmem mümkün değil bu durumda. Bana düşmez… Herhangi bir gruplaşma içinde de değilim ama ana muhalefetin şu dönemde çok değerli olduğunu düşünüyorum. Ve mümkün olduğu kadar iç dinamiklerini içinde çözmesi gerektiğine inanıyorum o anlamda benim imza kampanyalarıyla hiçbir ilgim yok. Temenni ediyorum ki partimiz kendi içinde uzlaşmalara varır ve taşlar bir an evvel yerine oturur.

CHP tabanını seviyorum
– Peki JCI sizi neden dünyanın en başarılı on genci arasına aldı?
Hiç bilmiyorum. BM’deki görevim ile ilgili bu. Yeni seçilmem ve Türkiye’deki yeni görevim ile ilgili bir şey değil. Bir sene önce Türkiye’de birinciliğim olmuştu yine aynı alanda insan hakları ve çocuk barışına yaptığım katkılar ve BM’deki görevlerimden dolayı olan bir şeydi. Benim de çok yeni haberim oldu. JCI (Junior Chamber International – Genç Liderler ve Girişimciler Derneği)’nin üyesi de değilim, bir ilgim de yok. Sadece Türkiye birincisi seçildim. Ama en sevindiğim şey genç olarak tescillenmiş olmam, bir beş sene daha ben bunu böyle götürürüm. O genç ödülü masamın en ortasına koyup mümkün olduğu kadar insanların görebileceği yerde kırmızılarla neon ışıklarla masanın üstünde sergilemeyi düşünüyorum. Kasımın başında Brüksel’de bir ödül töreni ile verilecekmiş

– Eleştiriler de geldi…
Bilgi toplumu olmadığımız için komplo teorilerini seviyoruz diye düşünüyorum. Ama ben toplumu da suçlamak istemiyorum. Çünkü ben CHP’nin tabanını çok seviyorum. Seçim kampanyasından beri inanılmaz derecede iyi ilişkiler içinde olduk. Bu ülkede darbelerden, katliamlardan, insan hakları ihlallerinden ilk nasibini alan, ibadethaneleri tanınmayan bu toplumla aynı yerde duruyorum ve ben bu insanlara çok inanıyorum. CHP’nin tabanını unutmuş insanların söylediği şeyler çok da ilgimi çekmiyor açıkçası. Ben halkla ilgileniyorum onlar için geldim, onlar için varım. Haklarını da sonuna kadar  koruyacağım.

– Clinton’da JCI üyesiymiş…
Severim kendisini.

– Ama Nixon ve Chirac da…
Nixon tartışılır, Chirac da çok çapkındı.

– Işın Kansu çok kızmış size…
Herkesin her şeye kızma ya da yazma hakkı var. Ben her zaman özgürlükçü bir insanım. Benimle de ilgili her şeyi yazabilirler. Benim bir sözüm oldu seçim kampanyası sırasında. Siyaset yapmaya insanları ‘seyis etmeye’ gelmedim. Ben buraya mümkün olduğu kadar vatandaşın sesin duyurmaya geldim. ‘İmdat Doğa’ derken Türkiye’nin her köşesinde doğa mücadelesi verenlerin bir parça yanlarında olabilmek için yaptım. Fiziken olamıyoruz çünkü.

Gürsel Tekin’in derdini paylaşırım
– Sizi CHP’ye Gürsel Tekin davet etmişti. Sonrasında Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun Tekin’le ilgili bir tasarrufu oldu. Bundan ötürü bir kızgınlığınız oldu mu partiye?
Gürsel Tekin’in dert etmediği şeyi ben de dert etmiyorum.

– Etseydi?
Etseydi onunla o sıkıntısını paylaşırdım neden olmasın. Kendisinin dert etmediği bir alanda bir şey söyleyemem. Ama biz sürekli görüşüyoruz Gürsel Tekin’le ve eğer bu konuyu dert etseydi her zaman sıkıntısını paylaşırdım.

Engelliye bakış insan odaklı olmalı
– Yapmak istediklerinizi sıraladığınızda ilk sırada ne var?
İnanılmaz bir dört ay bile olsa böyle bir sürede haftada iki bin beş yüz, üç bine yakın e-mail geliyor. Yüzde 70-80 arası engelli vatandaşlarımızın sıkıntıları. Demek ki çok büyük bir açık var. Umarım bu konuda da iyi bir uzlaşma ile çıkarız Meclis’ten. Engellilere bakış açısını maliye ve devletten çıkarıp insan odaklı bir kanun yapmak ilk hedefim. İkinci demeyeyim ama AB uyum komisyonundayım ve bu durum çok büyük zamanımı alacak. Çok değerli olduğunu düşünüyorum AB ile müzakerelere devam etmemiz ve o işi canlandırmamız. Hangi noktada blok olduk ona inanamıyorum. Dünyada yaptığım müzakerelere bunda da bir katkım olabilirse çok sevineceğim. Biz Afganistan’da iki aşiret arasında da barış çözümü bulduk, üçlü çok taraflı devletler anlaşması da yaptık, engelli hakları sözleşmesini dünyada çıkardık. Onun sekretaryasının başındaydım ilk kurulurken. Yapacağımız çok şey var umarım bu alanlarda çok katkım olur. Bir de ‘kadına şiddet’ konusu var ki çok ilginç. Yasalar ağırlaştırılıyor, Avrupa’nın birçok yerinde olmayan cezalar getiriliyor ama kadına karşı şiddet  de 7-8 senedir inanılmaz derecede artıyor. Demek ki kanun ve yasayla toplumun bağlantısını kuramıyoruz. Toplumun değerleri ile bu Meclis’ten çıkan yasalar arasında bir bağ kuramıyoruz. Neden böyle bir kopukluk var kesinlikle ona bakacağım.

SARILACAĞIM BİR TEK İLKELERİM VAR!
– Partiniz sınır ötesi operasyona ‘evet’ dedi.Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tezkere konusunda oylamada yoktum. Hayatım boyunca savaşın mağdurlarının yanında bulundum. 2006’daki İsrail Lübnan çatışması sonucu 1.5 milyon parça bombanın olduğu yerde mayın temizleme çalışmalarından tutun İran-Irak sınırındaki mayın temizleme çalışmalarına, Angola’ya kadar hep savaş mağdurlarının yanında oldum. Dolayısıyla savaşın şahitliğini fazlasıyla yaptım. O yüzden savaşa dair herhangi bir şeyin yanında olmam mümkün değil. Bir kere bir parlamentoda savaş kelimesi nasıl açılabiliyor buna hayret ederek bakıyorum. Benim savaşla ilgili herhangi bir oylamada bulunabileceğimi düşünmüyorum

– Onun için mi oylamada yoktunuz?
Hesaplayarak planlayarak değil. Ama ben böyle bir oylamada olamam. Yani ben savaşla ilgili hiçbir oylamada olamam.

– Ya olsaydınız?
Olamam benim bütün geçmişim savaş bölgesindeki insanların yaralarını sarmakla geçti.

– Bu soru zaten onun için…
Partim ‘evet’ oyu verdi ama ben gruba ters düşen bir şey de yapmam. Partimin kararlarına uyarım elbette ama ilkelerim bazında ben öyle bir oylamada olamam. İlkelerimden başka sarılacağım hiçbir şeyim yok. Ben holdingi olan vekil değilim. Bir tek ideallerim ilkelerim ve değerlerim var.

– Savaşla ilgili bir oylamaya evet diyen bir partide olmanız çelişki değil mi?
Partiyle ilgili değil, ilkelerinizle ilgili bir şey. Kendi ilkelerimle ilgili çok ayrıldığım yerlerde de olmam ama bu partiye ve ana muhalefetin değerine inanmamak anlamına gelmiyor. İdealizm için buradayım. Dolayısıyla çok değerli bir parti olduğunu düşünüyorum. İçine bakarsanız inanılmaz isimler var. Bu anlamda kollarını sıvamış, taşın altına koymuş ve bunun çilesini çekmiş çok insan var bu partide.

– Agos’ta yazdınız bir dönem. Anneniz Ayşe Hanım da Dink Ailesi’ne çok yakın bir isim.
Ben de Hrant’ın çocukları ile birlikte büyüdüm aynı mahallede. Birlikte otururduk, dalga geçerdi annemle, ona ‘şişko’ derdi.

– Dink suikastı ile ilgili partinizin yeterli duyarlılığı gösterdiğine inanıyor musunuz?
Henüz böyle bir konuşma geçmedi partide. Ama kendi açımdan konuşursak, Hrant Dink davası ile başından beri her zaman çok ilgilendim. Partinin tutumu ve durumu hakkında herhangi bir bilgi notu yok. En azından benim yok. Ama ilgilenen milletvekilleri arkadaşlarımızı tanıyorum. Gürsel Tekin de bunlardan biridir. Hep takipçisi oldu davanın.

– Partinizin Ergenekon suçlaması ile cezaevinde bulunan iki milletvekili var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Uluslararası hukuk orada uygulanmıyor ve BDP milletvekilleri de dahil olmak üzere 8 milletvekili bu durumda. Uluslararası hukuka göre bir insan suçlu bulunana kadar suçsuzdur.  Dolayısıyla bu anlamda hukuk tamamen uygulanmıyor. Orada bambaşka bir mesele var. Ergenekon olarak bakmaktan ziyade hukukun uygulanması gözüyle bakıyoruz. Yani Ergenekon’da da artık ideolojik yerlere kayıldığını görüyoruz. Mesela Nedim Şener, Ahmet Şık, nasıl böyle bir örgütün üyesi olabilir? Hayatları boyunca buna karşı durmuş gazeteci arkadaşlar bunun içinde nasıl gösterilebilirler çok büyük acı duyuyorum.

– Peki, mutlu musunuz?
Mutlu olmaktan başka ne şansımız var. Ülkemin durumu anlamında çok şey üzülüyorum ama mutlu olmaktan başka bir şansım yok kişisel olarak.

ERİŞİLEBİLİR TEK BİNA
– Diğer milletvekillerinden farklı odadasınız. Başbakan ile aynı binadasınız, karşılaşıyor musunuz hiç?
Şimdiye kadar hiç karşılaşmadık. Karşımda BDP grubu var, onlarla çok karşılaşıyoruz. Yan tarafta da AKP’den diğer tekerlekli sandalye kullanıcısı İstanbul Milletvekili Gürsoy Bey var. Zaten tekerlekli sandalye kullandığımız için buradayız. Bütün bu koskoca alanda sadece iki tane oda ‘erişilebilir’, o yüzden buradayız.