YouTube Preview Image

20.06.2012

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Hükümetin İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısının 7. maddesine bakınca anlıyoruz ki, Polit Büro mantığından esinlenen hükümet insan haklarını atama ile denetlemek arzusundadır. Bu mantığı anlayabiliyorum. Çünkü hükümet on yıllık icraatı boyunca insan haklarına hiç aldırmadı. Ama insan haklarına aldırıyormuş gibi yapmanın itibarına talip olmaktan ta geri kalmadı.

Bu tasarı insan merkezli değil, devlet merkezli bir yaklaşım getirmektedir. Bizzat insan hakları ihlallerindeki en şaibeli kuruma güç vermektedir. Düşünün, Uludere’de 34 çocuğu katleden kurum insan haklarını denetleyecek !

Size Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komiseri Navi Pilay’in sözlerini hatırlatmak isterim; “İnsan hakları mermer binalar içindeki kudretliler için değil, sıradan kadın, çocuk, erkekler için vardır.”

Tasarıda insan haklarında olmazsa olmaz kabul edilen katılımcılık, kapsayıcılık ve şeffaflık ilkeleri dikkate alınmamıştır. Hükümet her alanda doyurulamayan bir iştahla gerçekleştirdiği kontrol etme saplantısını, insan hakları alanında da tekrarlamıştır.  Üyelerin atanmasını doğrudan siyasi erke bağlamıştır.

Hangi devlet memuru Türk Hava Yollarındaki örgütlenme hakkı ihlallerini, engellilerin erişilebilirlik haklarının çiğnenmesini, cezaevlerinde tutuklu ve mahkûmların yakılmasını, pankart asan öğrencilerin uğradıkları tacizleri, LGBT haklarının gaspını izleyebilme cesaretine sahip olabilecektir?

Bu bana, atalarımızın kuzunun kurda teslim edilmesinden duydukları kaygıyı anlattıkları atasözünü hatırlattı. Fakat hükümet unutmamalıdır ki, artık insan hakları kurt kapanına hapsedilemeyecek kadar güçlü bir küresel değerdir.

Siyasete atılmadan bir yıl önce BM İnsan hakları Komiserliği adına Hükümete Paris İlkeleri konusunda eğitim vermek için görevlendirilmiştim. Ancak tasarıyı görünce anlıyorum ki ilkeler konusunda hükümeti ikna edememişiz. Bu kurum ne bağımsız, ne de özerktir. Yani Arkadaşlar, (Yalan Dünya’dan) Selahattin’in deyimiyle; ‘Bu çocuk olmamış, yapamamışsınız’.

Hükümetin en sevdiği çalışma tarzının, ideolojisine ve yönetme hırsına uygun, gizli kapaklı, el altından, kendi kendine kanun yapmak olduğunu biliyorum. Şu anda olduğu gibi en temel insan hakkı üstüne bir kurum tasarısını bile son dakika golüne çevirmiştir. Ama bu tarz, sizi kendi gücünüzü de kendi silahınızla yok etmeye sürükleyecektir. Bundan emin olabilirsiniz.

Yönetenler; bitmek bilmeyen kutlamalar, tapınma seviyesinde övgüler, sınırsız böbürlenmelerle besleniyorlarsa, arkasında mahrumiyet, sefalet ve ihlal vardır.

Bu kültür, özgür ve bağımsız bireyler yaratma üstüne sosyal politikalarla değiştirilmediği sürece, insana dair haklar hak ettiği yere ulaşamaz.

Mesela memleketimden son bir kaç günün manzarasına bakalım;

Şu anda sosyal ve ulusal medya, polisler tarafından eşi ve çocukları önünde kıyasıya dövülen vatandaşımızın görüntüleri ile sarsılıyor.

Sarıyer’de asansörlü tek okul imam hatibe çevrilerek, engelli öğrencilerin okula ulaşma hakkı gasp edildi.

Urfa’da 13 mahkûm yanarak ölünce, aslında 250 kişilik cezaevinde 1050 mahkûm kaldığını gördük.  Kalp gözümüze mil çekilmiş gibi.

Bir insanın özgür ve bağımsız olması için en temel insan hakkı prensibi olan erişilebilirlik prensibi ihlal edildi. Hükümet zamanına bile kendi kendine karar verdiği 7 senelik erişilebilirlik vaadini tamamlayamadı.

Ve son derece doğalmış gibi yine mağdurlarına danışmadan kendi kendilerine üç yıl daha uzatma kararı alındı.

İşte size mahrumiyet, İşte size sefalet, iste size ihlal…

Hangi mağrur mermer kurumdan aşağıya bakarsanız bakın, adını insan hakları ile temizlemeye çalışsanız da, gerçek muhakkak bir yerden gözlerinizin önüne yükselir.

İtaatiniz sarsılmasa da, vicdanınız mutlaka yaralanır.

Teşekkür ederim.

Saygılarımla…